İçeriğe geç

369 kaça bölünür ?

369 Kaça Bölünür? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme

Toplumsal Yapıların Kırılgan Noktaları

İstanbul’da yaşamaya başladığım ilk zamanlarda, her gün sabah saatlerinde bir başka dünyaya adım atıyordum. Toplu taşıma araçlarında, kalabalık sokaklarda, kafelerde ve iş yerlerinde gözlemlediğim insan manzaraları, bana şehrin içinde var olan ayrımcılığın ve sosyal adaletsizliğin derin izlerini gösteriyordu. Bu gözlemler, “369 kaça bölünür?” sorusunu düşündürmeme neden oldu. Çünkü bu basit matematiksel soru, toplumsal yapılar içinde birbirini dışlayan, zorlayıcı ve marjinalleştirici bir düzenin nasıl işlediğini anlamam için bir metafor haline geldi. Peki, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, 369 kaça bölünür?

Sosyal Adalet ve Toplumsal Cinsiyet: Bölünmenin Dışında Kalmak

İstanbul’da bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, çeşitli grupların hayatta karşılaştıkları zorlukları daha yakından gözlemleme şansım oldu. Kadınlar, LGBTİ+ bireyler, engelli bireyler ve göçmenler, toplumsal cinsiyet normlarının ve toplumsal adaletsizliklerin farklı biçimlerde etkilerine maruz kalıyorlar. Bu bireylerin yaşadığı ayrımcılık, kimi zaman istihdamda, kimi zaman eğitimde ya da en basitinden günlük yaşamda, birbirlerini dışlayan sosyal yapılar üzerinden ortaya çıkıyor.

Örneğin, sabah işe giderken gördüğüm bir sahne beni çok etkilemişti. Bir kadın, işine gitmek üzere tramvayda oturmuştu. Bir erkek, yanına oturmak için “burası boş” demişti. Kadın, bakışlarıyla ona cevap verdiğinde, erkek kısa süre sonra kalkarak başka bir yere oturdu. Burada gördüğüm şey, toplumsal cinsiyetin bir tür sosyal denetim aracı gibi işlediğiydi. Kadın, bu bakışlarla, kendi “bölünme” sınırlarını hissetti. O an, 369’un bölünmesi kadar basit, ama bir o kadar da karmaşık bir mekanizma vardı.

Çeşitliliğin Görünürlüğü ve Sınırlar

Bir başka gözlemim, İstanbul’un farklı bölgelerinde yaşayan ve farklı etnik kimliklere sahip insanların karşılaştığı ayrımcılıkla ilgiliydi. Kadıköy’den Beylikdüzü’ne giden bir otobüste, farklı bir etnik kökenden gelen birkaç insan, yanlarına oturanların birer birer kalkıp başka yere geçmelerine şahit oldum. Çeşitliliğin, görünür olduğunda, bazı insanlar için bir tehdit haline geldiğini çok net bir şekilde gördüm. Aynı otobüste, o gün o insanların “diğer” olma deneyimlerini yaşadığını hissettim. Çeşitli kimliklerin bir arada var olması, 369’un matematiksel bir sorudan çok daha fazlasına dönüşüyordu. Her biri, toplumsal yapılar içinde bir şekilde bölünmüş, dışlanmış ve marjinalleştirilmişti.

O zaman fark ettim ki, bu çeşitlilik içinde gerçekten “bölünmemiş” olan yoktu. Herkes bir şekilde, kimliği ve ait olduğu grup yüzünden bir yerlerde bölünüyor, sınıflandırılıyor, kimlikleri tanımlanıyordu. Ancak işin zorlayıcı yanı, bu bölünmenin çoğu zaman keyfi olması ve sadece bir grup için geçerli olmasıydı.

Sosyal Adalet ve Haklar: Eşit Bölünme Mümkün mü?

“369 kaça bölünür?” sorusunun, sadece bir sayıyı değil, toplumsal yapıları, insan haklarını ve eşitliği düşündürdüğünü fark ettim. Toplumda adaletin nasıl sağlanacağı sorusu, kimliklerin ve aidiyetlerin nasıl şekilleneceği sorusuyla doğrudan ilişkilidir. İnsanların eşit haklara sahip olduğu, herhangi bir kimliksel ayrımcılığa uğramadığı bir dünyada, 369’un bölünmesi çok daha farklı bir anlam taşırdı.

Bu bağlamda, sosyal adaletin ve eşitliğin sağlanması için toplumsal cinsiyet rollerinin, etnik köken farklılıklarının, engellilik durumlarının ve diğer ayrımcı yapılarının sorgulanması gerektiği gerçeği karşımıza çıkıyor. Her insan, eşit haklara sahip olmalı, kimliği ne olursa olsun kendini güvende hissetmelidir. Ancak toplumsal yapı, bu eşitliği garanti etmiyor. Yani, 369, ancak toplumsal yapılar gerçekten eşit olduğunda, herkesin erişebileceği bir sayı haline gelir.

Sonuç: 369 Kaça Bölünür?

Sonuçta, 369’u, toplumsal yapılar içindeki bölünmeleri anlamak için bir metafor olarak kullanmak, bana insanların maruz kaldığı ayrımcılığın karmaşıklığını düşündürdü. Her bir birey, kimliklerinden ve sosyal konumlarından dolayı bir yerlerde “bölünüyor”. Kadınlar, LGBTİ+ bireyler, engelli bireyler, etnik azınlıklar ve diğer gruplar, toplumsal yapılar içinde çeşitli derecelerde dışlanıyorlar. Bu bölünmüşlük, her ne kadar sayılarla ifade edilemeyecek kadar derin olsa da, 369’un kaça bölüneceği sorusu, eşitsizliğin, adaletsizliğin ve marjinalleşmenin bir göstergesi olarak hayatımıza yansıyor.

Yine de, herkesin eşit haklara sahip olduğu bir toplumda, 369’a bölünme kavramı daha farklı bir anlam taşırdı. O zaman, herkesin payına düşen eşit bir bölüm olurdu ve bu bölüm, kimliklere göre değil, insana saygıya dayalı olurdu. Ancak bugünkü dünyada, 369’un bölünmesi hiç de basit değil; sosyal yapılar ve adaletsizlikler, her bir bireyi kendi sınırlarına çekerken, bir tür hiyerarşik yapı içinde sıkıştırıyor.

İstanbul sokaklarında, toplu taşımada veya bir kafede yaşadığımız “bölünmeler” 369’un bir tür yansımasıdır. Sosyal yapılar ne kadar değişirse, 369’un da kaça bölüneceği o kadar farklı olur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kozmetikstore.com.tr